
Su misali…
Tam on üç yıl bir meslekte. Her dalında belki. Her bölümünde tam ön üç yıl. Ne büyük heyecandı ilk zamanlar. Ne büyüktü gözümde. Erişilmez. Her anı bir başka güzel. Sürprizler dolu içinde. Bir sürü insan. Yeni insan. Dostluklar, arkadaşlıklar, farklı yaşamlar. Günler günleri, yıllar yılları kovaladı. Tam on üç yıl.
Her gün hangi meslekte yeni bir insanla tanışabilirdiniz ki. Milyonlarca bir yeni. Tek başına. Ya içinizde besledikleriniz, tuttuklarınız, hedefleriniz. Asıl beklentileriniz. Takdir nerede?
Sorularınız. Kimseye değil kendinize sorduğunuz sorular. Onların cevabı nerede? Tam on üç yıl.
Dolu dolu hepsi. O kadar çok insanın yanında, acı tatlı milyonlarca olaylar. Yaşamın şahidi olmaktı mesleğimiz. Gözüyle, görüntüsüyle, yazısıyla şahittik her şeye. Belgelenmişti birçoğu, diğerleri bellekte. Tam on üç yıl.
İki dudaktı bizi bir yerden bir yere sürükleyen. Dedim ya sürprizlerle dolu. Evet iki dudak arasında çıkan her şey her yere sürükleyendi. Tam yolunda gidiyor derken o iki dudaktı bitiren. Hayır. Başka dudaklar da vardı her birimizi tek tek yönlendiren. Beklentilerimiz vardı bizim. Tam on üç yıl.
İçinde zoru çok olan. Her zoru başarınca keyfine doyulamayan. Ağlamaktan çok gülmeğe daha çok vakit ayrılan. İçimizdekileri kendimize bile itiraf etmeğe cesaret edemediğimiz. Sorsalar en cesuru olan bizdik. Nefretlerimizi yüze değil arkasına kustuğumuz. Kurduğumuz yalanlarla yaşamasını öğrendiğimiz. Gerçeğin mi daha yalan, yoksa yalanın mı daha gerçek olduğunu anlamaktan kaçtığımız tam on üç yıl.
Bir kart kimliğimi en güzel açıklayan. Bu mesleği yaptığımı anlatan en görkemli kart. Eskilerde çok değeri olan, zamanın içinde tükenen geriye ufak tefek özelliği kalan bir kart. 11 yıl önce kazanılması gereken bir kart. Toplumun yaşadığı gerçeğin içinde çalınmış 11 yılın kartı. Basın kartı. Yaşasın artık otobüse bedava binebiliyorum. Belediye otobüsüne ilk bindiğim bu günden beri ilk kez bedava binmenin hala ulaşılamaz heyecanını yaşıyorum. Ölsem yeridir. Gözüm açık gitmez artık.
